
Adana Valisi İlhan Atış, daha önce denetim için gittiği bir lisede öğrencilere Çanakkale Savaşları’nın nerede olduğunu sorduğunda, “Kars ile Erzurum arasında bir yerde” yanıtını alınca şoke olduğunu söylemiş…
Şoke olması çok doğal geldi bana… O da bir şey mi diye mırıldandım…
Ben emekliliğime az bir süre kala İstanbul’da çalıştığım özel bir şirketin bilgiişlem bölümünde Türkiye’nin başkentini bilmeyen, İstanbul Kadıköy’ün Avrupa yakasında Silivri yakınlarında bir köy olduğunu sanan, Açıköğretim Fakültesi mezunu kişiler tanıdım… Ayrıca bu zat-ı muhteremler ve muhteremeler, Paris’i de Almanya’nın başkenti sanıyorlardı…
İstisnalar kaideyi bozmaz ancak bahsettiğim türdeki kişiler, 1980 sonrası doğmuş "boş" eğitim almış, “yoz” eğitim sisteminin mezun edip ortaya çıkarttığı kişilerdir…
Ne coğrafyayı doğru dürüst bilirler, ne tarihi bilirler, ne de felsefeyi, ne de “ne bildiklerini”…
Çünki boş geçen bu derslerin çoğuna ya beden eğitimi öğretmenleri girmiştir, ya da müzik öğretmeni… Çocuklar ayrıca ezberci bir sistemle okullardan mezun olurlarsa olacağı da budur…
Ne çevresiyle, ne vatanıyla, ne de dünyayla ilgisi olan bir tür yarattılar ne yazık ki…
Modern matematik denen hayatta hiç lazım olmayan bir zırvayla kafalarını karıştırdılar bu gençlerin… Bugün bu tipler, parmak hesabı yaparak toplama yapabiliyorlar ancak… Çıkartma, çarpma, bölme bildiklerinden de emin değilim… Çarpım tablosundan 7’li yahut 8’li çarpmalardan bir tanesini sorsanız, apışıp kalırlar…
Neden böyle oldu ya da böyle oluyor, neden devletin okullarında artık doğru dürüst eğitim verilemiyor… Öğrenciler lise son sınıfına kadar geliyor, ancak Vali’nin de sorduğu gibi Çanakkale Savaşları’nın yerini Erzurum ile Kars arasında olduğunu sanıyor?.. Değil Türkiye’nin komşularını saymayı, Ankara’nın başkent olduğundan bile haberleri yok…
Şimdilerde de okul kitaplarından Atatürk’le ilgili bilgiler çıkartılıyor, okullarda Atatürk köşeleri kaldırılıyor, sabah okunan andımız kaldırılıyor…
Bugün gelinen noktada elbette birilerinin istediği buydu… Eğitimsiz, akılsız, düşünemeyen, yargılayamayan, ot gibi yetişmiş, koyun sürüsü bir toplum isteniyordu… Elbirliğiyle 28 senede böyle bir toplum çok iyi bir şekilde yaratıldı…
Bu tür yetiştirilmiş kişilerin başlarına dikeceğin bir çobanla yönetmek de çok kolaydı…
Bunlardan tesadüf işe girenler ne sigortalı olacaktı, ne de sendikalı.
Bunlar 8 saat yerine gerektiğinde taşeronlaşmayla 12 saat, 14 saat çalıştırılacaktı.
“Yoruldum, istirahat etmem lazım” deme hakları bile olmayacaktı, gıkları bile çıkmayacaktı…
Boğaz tokluğuna yoksulluk sınırının altında çalıştırılacaklardı… Bu ücretlerine karşı çıkanların başı hemen ezilecek, işlerine son verilecekti…
Ne iş güvenliği olacaktı, ne de sağlık güvenliği bu kişilerin…
Emekli olmayı ise tamamen unutacaklardı… Çünki emekli yaşları zaten mezarda olacaktı…
Bunlardan çalışmayanlarına ise, biraz makarna, biraz fasulye, biraz mercimek ve biraz da ısınacak kömür verdin mi, yan gelip yatacaklar, bunlardan oy toplamak da çok kolay olacaktı…
Bunların kadınları her gün evde TV başında oturacak, genç kızları izdivaç programlarını seyredip koca arayacak, yemek adı değiştirilen kadın programlarını seyredecek, akşamları da evli olanlar, eşleri tarafından üç çocuk ve daha fazlasını yapmaya zorlanacaktı…
Bu liste böylece uzayıp gider… Uzat uzatabildiğin kadar… Bu konuda yüzlerce söz sarfedilebilinir, yüzlerce sayfa yazı yazılabilinir…
İşte gazetelerin dünkü internet sitelerine düşen yukarıdaki bu haber, 2008’in Türkiye’sinden eğitim sisteminden küçük bir örnek sadece bizlere…
İlerleyen günler sonrasında daha neler duyacağız kimbilir, neler… Bu duyduklarımızın hepsi gerçek yaşam içinden kesitler olacak…
Dostlar, Türkiye günden güne eğitimsiz, kültürsüz, bilinçsiz, üçüncüyü dünyayı bırakın dördüncü dünya ülkesi varsa şayet, dördüncü dünya ülkesi olmaya doğru hızla ilerliyor…
Bir an yazımı yazmayı bıraktım, öyle durdum, baştan bu paragrafa kadar bir kez daha okudum ne yazdığımı… Acaba bu yazımı çok mu abarttım diye düşündüm bir an…
Yoksa akşam yediğim kuru fasulye ve pirinç pilavını fazla kaçırdım da halüsinasyon ya da kâbus mu görüyorum bu satırları yazarken diye düşünüyorum… Siz ne diyorsunuz bu konuda? Söyleyecek birkaç kelâmınız vardır elbet değil mi?..
Şayet kâbus görüyorsam, biri beni dürtsün ve uyandırıp kendime getirsin!..
Bu uykumdan bir an önce uyanmak istiyor, “Benim manevi mirasım, akıl ve bilimdir” diyen Atatürk Türkiye’sine acilen dönmek istiyorum…