KIRAÇ’IN TARİHÇESİ

İstanbul’un İli sınırları içerisinde bulunan ve tarihe dayanan bir geçmişe sahip olan Kıraç beldesi adını, topraklarının verimsiz olmasından almıştır. İstanbul’un Trakya’ya dönen yüzünde ücra bir köy olan ve şimdiye kadar hiçbir tarihçinin el atmadığı ve tarihe dayalı geçmişi araştırılmadığı için Kıraç’ın tarihçesi hakkında pek fazla şey bilinmemektedir. Oysa tarihin derinliklerine inildiğinde Osmanlı’ya dayanan geçmişi olan ve Osmanlı devlet adamlarının çiftlik olarak kullanıldığı; aileleriyle piknik yaptığı, yoğun işlerinden biraz uzak kalmak için kafa dinlediği belirtilen Kıraç’ın önceki ismi “Şirin Kız” anlamına Kalyos olarak geçmektedir. Rumların yaşadığı küçük bir çiftlik köyü olarakta bilinen Kıraç, (Kalyos) Yunanlıların Anadolu ve Trakya topraklarındaki işgallerinin 1922 yılının Eylül ayında sona ermesiyle birlikte başlayan süreç, 30 Ocak 1923 yılında iki ülke arasında yapılan “Türk-Yunan” mübadelesine ilişkin protokolle, Yunanistan’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye, Türkiye’de yaşayan Rumların ise, Yunanistan’a gönderilmesi kesinlik kazandı. Yunanistan’dan gelen ilk kafile İzmir ve çevresine, 1924 yılında ikinci kafile ile Yunanistan’dan deniz yoluyla Marmara’nın koyunda küçük bir kent olan Mimarsinan’a gelen Türkler arasından 30 aile kendi istekleriyle Kıraç’a yerleşmişlerdir. Selanik İline bağlı Sezer, Saltıklı, Kavala, Ihlamur ve Drama ilçelerinden Türkiye’ye göç eden Türkler’e karşılık (Kalyos) Kıraç’ta yaşayan Rumlar, Yunanistan’a gönderilirken, Kıraç’a yerleşen Türkler Rum evlerine ve gecekondulara yerleştirilerek, geçimlerini sürdürmeleri içinde devlet tarafından küçük ve büyük baş hayvanlarla birlikte, sarılira (altın) yardımında bulunulmuştur. Rumların yaşadığı dönemden bir kilisenin, Rumlara ait mezarlığın bulunduğu söylenirken, daha sonra Türkler tarafından camiye dönüştürüldüğü bilinmektedir. Tarihe tanıklık edecek hiçbir kalıntının kalmadığı Kıraç’ta, sadece o dönemden bugüne kadar ayakta kalmayı başaran tek eserin beldenin merkezinde bulunan “Kazlı Çeşme” olmuştur. Yunanistan’dan gelen Türklerin yerleşmesinin ardından uzun süre adını Kalyos olarak sürdürdüğü, 1935 yılında muhtarlık heyetinin aldığı bir kararla Kalyos adı tarihe gömülerek, Kıraç ismini almıştır.  

 

 

Kıraç’ın yakın tarihine baktığımızda; 1913’te İl olan Çatalca’ya bağlı olan Kıraç, 26 Haziran 1926’da Çatalca’nın lav edilerek ilçe olmasıyla birlikte aynı kanun ile bucak olan Büyükçekmece’nin köyü olarak kayıtlara geçti. 1965 yılına kadar patika bir yolu olan Kıraç’ın, Adnan Menderes hükümetinin köylere ağırlık vermesiyle birlikte yolları yapılarak, modernleşme yolunda ilk adımda atılmış oldu. Tarih boyunca gaz lambasıyla gecesini aydınlatmaya çalışan Kıraçlılar, 1974 yılında elektriğin gelmesiyle gecenin karanlığına bir başka yansıyan ışıkla tanışmanın mutluluğunu yaşadılar. Kentleşme yolunda adım adım ilerleyen beldemizin iletişimle ilgili sorununa ise, 1989 yılında da PTT’nin kurulmasıyla birlikte son verildi. Köy halkı uzakta bulunan yakınlarından binbir zahmetle, giden ya da gelen olursa haber alabiliyorlardı. PTT’nin köye gelmesi sonucunda kurulan telefon hattıyla uzaktaki yakınlarına merhaba diyebilmenin sevincini bundan tam 15 yıl önce yaşadılar. 1991 yılında ise Esenyurt belediyesi mücavir sınırlarına giren Kıraç, 1994 yılında belediye oldu. Belediye olduktan 10 yıl sonra da olsa nüfusu hızla büyümesine ve sanayileşme alanında büyük bir yol katetmesine rağmen, modernleşme yolunda yine adı gibi Kıraç kalan belde kabuğundan çıkarak, 17.09.2004 tarih ve 815 sayılı Büyükşehir Belediye Meclis Kararı ile Büyükçekmece’ye bağlı olan Çakmaklı köyünü mücavir alanına bağlayarak, sınırlarını iyiden iyiye genişletti. Kıraç’a mahalle olarak bağlanan Çakmaklı’nın yanı sıra, Merkez ve Namık Kemal mahallesi olmak üzere üç mahallesi bulunmaktadır.

 

Nüfusu

1980’den sonra Türkiye’nin dört bir yanından göç almaya başlayan Kıraç, son yıllarda gözde yerleşim yeri haline gelmiştir. 1994’ten sonra büyük bir göç trafiği yaşayan Kıraç’ta, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından 2000 yılı itibarıyla yapılan nüfus sayımındaki resmi kayıtlara göre; 24217 olarak belirlenmiştir. Yoğun bir göç dalgası yaşayan Kıraç’ın resmi kayıtlı nüfusu 24 binin üzerinde olurken, o günden bu güne kadar göç edenler de eklenirse, gayri resmi nüfusunun ise iki katı olan 50 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.

 

Eğitim

Anadolu’nun en ücra köşelerinden Kıraç Beldesine yerleşen vatandaşların yoğun bir şekilde göç etmesiyle nüfusunda hızlı bir artış olmuştur. Nüfusun artmasıyla birlikte sınıflarda öğrenci sayısına yetersiz kalan Kıraç’ın ilk okul binası olan Kıraç İlköğretim okulu daha sonra ek bina ile genişletirlirken, Namık Kemal Mahallesinde daha eğitim ve öğretim hizmetine giren Namık Kemal İlköğretim okulu, yeni mahallede yapılan Sonnur Yalnızoğlu İlköğretim okullarıyla birlikte, okullardaki yoğunluk biraz olsun nefes almıştır. Düne kadar gençlerin lise öğrenimini yapmak için belde dışına gittikleri görülürken, İKMB Endüstri Meslek Lisesi’nin yanı sıra; Borusan Asım Kocabıyık Anadolu Meslek lisesi ve Çakmaklı’nın Kıraç beldemize bağlanmasıyla birlikte Cumhuriyet Lisesi ile gençlerin de eğitim sorunları biraz olsun çözüme kavuşturulmuştur. Çakmaklı mahallesi ile birlikte Kıraç beldesine bağlı üç lise, beş ilköğretim okulu olmak üzere, toplam sekiz eğitim yuvası bulunmaktadır.

 

Ekonomi

Kıraç beldesi son yıllarda gelişen sanayisiyle birlikte; Türkiye’nin dünyaya açılan penceresi olmuştur. İstanbul’un sayfiye kentlerinden biri olan Kıraç her ne kadar adı gibi Kıraç kalmışsa da hızla gelişen sanayisiyle geleceğe umutla bakmaktadır. Türkiye’de üçüncü, İstanbul’da birinci sanayi bölgesi olma ünvanına sahip olan Kıraç’lı işadamlarımızın bölgemize verdiği hizmetler beldemiz için övünç kaynağımız olmuştur. 

Geçmiş tarihinde verimsiz topraklarına rağmen Kalyos kavunu ile ünlü olan Kıraç’ta büyük ve küçük baş hayvancılıkta ön planda yer almıştır. Elverişsiz olan topraklarında köylünün çabalarıyla marul, lahana ve domatesin yanı sıra, köylülerin daha çok geçim kaynağı çiçekçilik olmuştur. 1990 yılları itibarıyla büyük göç dalgasının yaşanmasıyla birlikte, elverişsiz olan topraklarında sanayileşmeye gidilmiş ve Kıraç işadamlarının tercih ettiği yerleşim yerlerinden biri olmuştur. Sanayileşme alanında hızla ilerleme kaydeden Kıraç’ta son verilere göre; San-Bir derneğinde resmi kayıtlı sanayi sayısı 398 olarak belirtilirken, resmi olmayan sanayi sayısının ise 500’ün üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan sanayi bölgesi haline gelen beldemizde iş istihdamı da büyük oranda çözülmüştür. Küçük bir köy görünümünde iken her yıl yüzlerce göç almaya devam eden Kıraç’ta küçük esnaf kuruluşlarının da gözdesi haline gelmiştir. Yerleşim yerlerinde de küçük esnafın yoğunlukta olduğu görülmekte olup, son verilere göre, esnaf sayısının 500’ün üzerinde olduğu bilinmektedir.

 

Coğrafi durumu

İstanbul’un sayfiye yerlerinden biri olan Kıraç’ın İstanbul’a uzaklığı 35 km.dir. 7400 yüzölçümüne sahiptir. Büyükçekmece’ye 8 km.olan ve ilçe mücavir sınırları içerisinde bulunan Kıraç,1994 yılanda belde olmuştur. Güneyinde Büyükçekmece, güneydoğusunda Beylikdüzü, doğuda Yakuplu ve kuzeyinde Esenyurt, kuzey batısında Hadımköy ve batısında Karaağaç köyü sınırlarıyla çevrilen Kıraç’ın sınırı D-100 karayoluna dayanırken, çift yönlü anayoluyla D-100 ve TEM otoyolu geçişlerine de evsahipliği yapmaktadır. Kıraç’ın bir başka özelliği ise, beldenin içerisinden geçen Avrupa’ya giden Doğalgaz boru hattına da geçit vermesidir. Kıraç’ın coğrafi durumu sınır komşularına göre oldukça ilginçtir. Vadiyi andıran görünümü ve dere yataklarının fazlaca olması nedeniyle konutlar yamaçlarına konutlar yapılmıştır. Düz arazi üzerinde ise sanayileşme görülmektedir. Engemeli bir alana sahip olan Kıraç’ın hemen hemen tamamı gecekondudur. 1980 yılından sonra büyük göç yaşanması nedeniyle Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan’dan gelip Kıraç’a yerleşenlerin yanı sıra, Türkiye’nin doğusundan ve Karadeniz bölgesinden göç edenlerin çoğunlukta olduğu görülmektedir. Yurt dışından ve yurt içinden göç edenlere kapısını açan Kıraç, nüfusunun hızla büyümesine karşın yalnız bırakılmıştır. Kentleşme anlamında hiçbir hizmet görmemiş ve beldeye yerleşen insanlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. 1994 yılında belediye olması da eski görüntüsünden bir şey değiştirmemiştir.

 

 

 

Ziya Türkel:

1924 yılında mübadele döneminde Yunanistan’dan gelen Türk soyundan olan Ziya Türkel dedesinin, anne ve babasının Kıraç’a gelerek yerleştiğini, kendisinin ise Kıraç’ta doğduğunu söyledi. Babası Mümin Türkel’in hayatta iken anlattıklarını aktaran 70 yaşındaki eski Muhtar Ziya Türkel, “Ailem gemi ile Mimarsinan’a gelmişler. Birkaç yer gösterildikten sonra yaklaşık 60-70 aile ile birlikte Kıraç’ı istemişler ve burada da Rumlarla 15 gün bir arada yaşamışlardır. Daha sonra ise, Rumlar Yunanistan’a gönderildikten sonra boş evlere yerleşmişler. Mustafa Boralı adında bir şahıstan 36 kişi bir araya gelerek Kalyos çiftliğini sarılira karşılığında satın alıp toprak sahibi olmuşlar” dedi. Öte yandan 1978 yılında köy muhtarı olarak seçildiğini ve 1994 yılına kadar muhtarlık yaptığını söyleyen Ziya Türkel, mübadele döneminde Kıraç’tan Yunanistan’a giden Rumların çocukları, atalarının yaşadığı yeri görmek için 1980 yılında sıkı yönetim döneminde Kıraç’ı ziyaret ettiklerini belirtti. Muhtarlığım döneminde merkezde bulunan caminin yeri kiliseydi. Biz orayı camii yaptırdık. Bizim köyümüz küçücük ve tertemiz bir köydü diyen eski Muhtar Ziya Türkel, “Eskiden köyümüze jandarma dahi gelmezdi. Köy statüsünde kalsaydı sorunları çoktu. Yol istiyor, telefon istiyor bunları yapmamız da mümkün değildi. Kışları çok çetin geçiyordu. Kar yağdığı zaman pencerelerden çıkıyorduk. Bu sorunları da çözmemiz mümkün değildi. Bu sorunları çözmek içinde uğraştık ama yaptıramadık. Daha sonra 1991 yılında Büyükçekmece’den ayrılıp Esenyurt mücavir alanına girdi. 1994 yılında ise belediye olunca tabiki, Kıraç her ne kadar gecekondudan kurtulamamış olsa da yine de değişti.

 

 

Eski Muhtar Süleyman Başaran

Eski Muhtar Süleyman Başaran, mübadele döneminde ailesinin gemi ile Mimarsinan’a gelerek, oradan da Kıraç’a yerleşen Selanik’li göçmenler gurubundan. 1928 yılında Kıraç’ta doğan Başaran, Yunanistan’ın Selanik şehrinin Serez kentinden geliş serüvenini ailesinden duyduğu kadarı ile ve Kıraç’ın geçmiş tarihini, ilginç yaşantılarını bize aktarmaya çalıştı.

Ailem mübadele döneminde gemi ile Mimarsinan’a, oradan da Kıraç’a gelmişler diyen Başaran, “Mimarsinan’a geldiklerinde Gürpınar, Kumburgaz, Kamiloba gibi bölgelerden yer gösterilmiş ama orada deniz var çocuklarımız denizde boğulur korkusuyla Kıraç’ı seçmişler. Kıraç’ta oturan Rumlar biz geldikten sonra Yunanistan’a gönderilmiş. Kıraç’a yerleşen göçmenler Selanik’in Serez, Drama, Saltıklı, Kavala ve Ihlamur kazalarından gelmişler. Kıraç’ın toprakları verimsiz olduğu içinde hayvancılık yapardık. Tarım olarakta kavun yetiştirilirdi ve kalyon kavunu denirdi. Ben 1951 yılında askerden geldim genç bir delikanlı iken 1952 yılında Demokrat Parti köy sorumlusu oldum. Bir yıl kadar siyasetle uğraştıktan sonra 1953 yılının Kasım ayında muhtarlığa seçildim. O dönemde köyün 105 seçmeni vardı ve 70 seçmenin oyuyla muhtar oldum. 3 dönem muhtarlık yaptıktan sonra 1967 yılında istifa ettim. Bu dönem zarfında köyün yollarını yaptırabildik. Kıraç Rum köyü imiş. Çakmaklı’da ise Türkler oturuyormuş. O dönemlerde Yunanlılar bir kaz kez köyü ziyarete geldiler ve atalarının yaşadıkları yerleri gezdiler. Burada şimdi Rumlardan hiçbir eser kalmadı. Tek kalan şey eskiden meşhur olan Kazlı Çeşme’dir. Bir de hacı çeşme varmış onu da yıktılar” dedi. Kendinden önce muhtarlık yapan Hüseyin Okyar, İsmail Seymen, Bekir Tekin’in olarak hatırladığı isimleri de sıralayan Başaran, Kıraç’ın belirli bir özelliği olmadığını, Çatalca’ya bağlı bir köy olarak kaldığını söylerken, 1965 yılında da Kazlı Çeşmeden su borularıyla evlerin önüne kadar su getirdiğini sözlerine ekledi.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !